Dostluk ve güven ilişkilerinin arasına giren para mevhumu, ne yazık ki çoğu zaman beşeri münasebetleri bitiren ve tarafları hasım haline getiren sosyolojik bir kırılma noktasıdır. Vatandaşların zihninde, borcunu ödemeyen kişinin “dolandırıcı” olduğu ve cezalandırılması gerektiği yönünde bir algı olsa da, modern ceza hukuku sistemlerinde “borç ödememek” anayasal bir güvence olarak suç değildir ve hapis cezası gerektirmez. Arkadaşınıza verdiğiniz 8 bin TL’yi geri alamamanız, Türk Ceza Kanunu kapsamında bir dolandırıcılık veya güveni kötüye kullanma suçu değil, Borçlar Kanunu kapsamında bir “alacak verecek meselesi” yani hukuki ihtilaftır. Bu nedenle savcılığa yapacağınız bir suç duyurusu, savcı tarafından “hukuki mesele” gerekçesiyle takipsizlik kararı ile sonuçlanması ihtimali mevcuttur.
Arkadaşınız ceza alır mı veya savcılık kanalıyla korkutulabilir mi beklentisi hukuken karşılıksızdır. Elinizdeki ses kayıtları konusuna gelince; hukuk yargılamasında izinsiz alınan ses kayıtları, eğer sistematik bir plan dahilinde ve özel hayatın gizliliğini ihlal edecek şekilde elde edildiyse “hukuka aykırı delil” sayılır ve mahkemece dikkate alınmaz. Ancak Yargıtay, başka türlü ispat imkanının olmadığı ani gelişen durumlarda alınan kayıtları istisnai olarak kabul edebilmektedir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na göre, belirli bir tutarın üzerindeki alacaklar kural olarak senetle ispatlanmalıdır ancak miktar sınırda olsa bile arkadaşlık ilişkisi gibi manevi yakınlığın bulunduğu hallerde tanık dinletilmesi de mümkündür. Ne yapmalıyım sorusunun cevabı ceza davası değil, hukuk davası veya icra takibidir.
Netice itibarıyla, elinizdeki banka dekontu, WhatsApp yazışması gibi delilleri bir araya getirerek İlamsız İcra Takibi başlatmalı, arkadaşınız borca itiraz ederse İtirazın İptali Davası açarak alacağınızı yasal faiziyle tahsil yoluna gitmelisiniz.

Bir Cevap Yazın